20 Eylül 2015 Pazar

Gebelikten korunma yöntemleri...

DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERI!!!

AİLE PLANLAMASI
Tarihi antik çağlara kadar uzanan aile planlaması yada tıbbi adı kontrasepsiyon doğurganlığın istemli kontrolü olarak bilinir. 18-45 yaş arasındaki üremenin en fazla olduğu dönemdeki kadınlar bu yaşlar arasındaki yıllarının çoğunu gebeliği engellemeye çalışmakla geçirir. Dünya nüfusundaki hızlı artış ve beraberinde getireceği sosyolojik, ekonomik, kültürel gibi birçok faktör göz önüne alındığında hem bireysel, hem ülkesel hem de dünyamız için etkili aile planlaması yöntemleri ile gebelikten korunulması ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak büyük önem arz etmektedir. Üremenin etkin kontrolü bir kadının çocuk doğurma dışındaki bireysel amaçlarına ulaşması için şarttır. Ergenlikten perimenopoza kadar kadınlar çocuk sahibi olma veya ondan kaçınmayla karşı karşıyadırlar: seçenekler ise gebelik yada kontrasepsiyondur.
                    
                YÖNTEMLER
Hormonal yöntemler ve hormonal olmayan yöntemler diye iki kısıma ayrılır
Hormonal olmayan yöntemler:
  • Koitus interruptus (geri çekme)
  • Emzirme
  • Kondomlar
  • İntrauterin araçlar (spiral)
  • Vaginal spermisitler
  • Vaginal bariyerler

Geri çekme yöntemi özellikle üçüncü dünya ülkelerindeki çiftlerin çoğunlukta tercih ettikleri bir yöntemdir. Tercih edilmesinin en önemli sebeplerinden biri maliyetinin olmaması yani bedava olmasıdır. Cinsel aktivite sırasında orgazmın başlaması ile birlikte penisin vajenden ayrılması hatta dış genitaller dediğimiz dudaklardan ve vajina girişinden tümüyle uzaklaşması gerekmektedir. Kadın vajina girişine, dudaklarına üzerine yapılan boşalma ile gebelik ihtimali vardır. Spermler hareketleri nedeniyle vajinal boşluktan ilerleyerek gebeliğe neden olmaktadır. Dezavantajı erkeğin kontrolünde olması ve istenmeyen gebelik oranlarının diğer yöntemlere göre daha yüksek olmasıdır.
Emzirme hormonal olmayan korunma yöntemlerinden birisidir. Bebeğin emmesi ile birlikte vücudumuzda Prolaktin (süt hormonu) salgılanmaktadır. Bu hormonun emzirme sürecinde kandaki yüksek düzeyleri beyinde yumurtalıkların uyarılmasından sorumlu bazı diğer hormonları (GnRH ve LH) etkileyerek yumurtlamayı durdurmakta ve gebeliğe karşı koruyucu olmaktadır. Fakat emzirmenin yumurtlama üzerindeki baskıcı etkisi doğumdan sonra geçen süreye ve annenin beslenme durumundan etkilenmektedir. Doğum sonrasında adet kanamaları başlamamış kadınlar bebeğini düzenli emziriyor ve ek gıda vermiyorsa yaklaşık 6 ay boyunca sadece emzirerek gebelikten korunma sağlar. Fakat adet kanamaları bazı kadınlarda  6 aydan önce başladığı için emzirmeye rağmen koruyuculuk olmaz mutlaka ek korunma yöntemi kullanması gerekir. Emzirmenin sadece koruyucu özelliği yoktur; anne sütünün bebeğine olan faydaları yanı sıra kadın hayatında hayat boyu meme kanseri olma ihtimalini de düşürmektedir. Yapılan çalışmalarda emzirme süresinin uzamasıyla (13-24 ay) meme kanseri riskindeki azalma belirgin olarak artmaktadır.
Kondomlar-Prezervatif korunma yöntemlerinden en çok tercih edilenler arasında ikinci sırada yer alır. Geçmişe doğru gittiğimizde ilk yapılan kondom hayvan bağırsağından üretilmiştir. Günümüzde hala satılmakta ve daha iyi his verdiklerine inanan bir kesim tarafından tercih edilmektedir. modern kondomlar ise Lateks kauçuktan üretilmektedir. Bazı çiftler tarafından tercih edilmemesinin en önemli sebebi kondomun kalınlığı ve vücut sıcaklığını iletmemesidir. Modern koşullarda daha ince, şeffaf, kokusuz ve vücut sıcaklığını ileten kondomlar da mevcuttur ama bunlardaki en önemli sorunda kolay yırtılabilmeleridir. Yırtılma cinsellik sırasındaki sürtünme hareketine bağlanmaktadır. Çoğunluğu spermlerin ölmesini sağlayan nonxynol-9 olarak bilinen spermisit ile sıvanmıştır.
Kondomlar sadece bariyer olarak korunma sağlamaz, aynı zaman da cinsel yolla bulaşan hastalıklara ve rahimağzı kanserlerine karşı da koruyuculuğu vardır.
Spiraller iki türlüdür; bakırlı spiral ve hormonlu spiral. Her ikisi de rahim içerisinde iltihabi bir ortam oluşturarak spermlerin yumurtaya ulaşmasını engeller. Böylelikle gebelik oluşumu önlenmiş olur. Hormonlu spiral (MİRENA)  ayrıca rahim içerisinde incelme yaparak  gebelik için gerekli ortamı bozmuş olur. MİRENA kullanıcı tarafından sürdürülen bir çaba olmaksızın mükemmel bir doğum kontrolü sağlar.  Bakırlı spiralin aksine adet kanamalarını ve kramplarını azaltır. Aşırı adet kanaması olan hastalarda tedavi etmek için yaygın olarak kullanılmakta ve rahim alınmasına kadar giden aşırı kanamalı hastalarda rahim alınmasına alternatif bir seçenek olarak bulunmaktadır. Korunma dışında rahim kanser riskini azaltıcı  ve endometriosis belirtilerini azaltıcı etkisi de bulunmaktadır. Hormonlu spiralin etkinlik süresi 5 yıl olup hormonsuz (bakırlı) spiralin etkinlik süresi 10 yıldır.
Spiral Takılması: Genelikle hastanın gebe olmadığından emin olmak için adetler sırasında takılır, ancak ay içinde herhangi bir zamanda eğer hasta daha önceden etkin bir korunma yöntemi kullanmaktaysa takılabilir. Öncesinde ağrı kesici ilaç alınması şiddetle önerilir.
  • Vajene spekulum takılarak rahim ağzı görünür hale getirilir
  • Uterin kavite histerometre ile ölçülür
  • Rahim ağzına lokal anestezik madde enjekte edilir
  • Rahim ağzı tenekulum dediğimiz tek dişli alet ile tutulur
  • Spiral rahim içine yerleştirilir.
Vajinal spermistler nonoxynol-9 ya da octoxynol gibi maddelerin spermleri öldürmesi ya da hareketsiz bırakmasına dayanarak korunma yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu maddeler krem, jel, köpük, tablet şeklinde bir bazla birleştirilerek kullanılır. Tek başına kullanıldıklarında gebeliği engelleme de kondomlardan daha az etkili oldukları gösterilmiştir. Spermisitler vajinadan emilmemektedir.
Vajinal bariyerler dört tip olarak kullanımı mevcuttur:
  • diafram
  • servikal kap
  • vault kap
  • vimule
Kullanım zorluğu nedeniyle çok fazla tercih edilmemektedir.
Hormonal yöntemler
  • Deri altı implantlar (implanon , norplant)
  • Enjekte edilen kontraseptifler (aylık ve üç aylık formları vardır)
  • Transdermal hormonal yöntemler (NuvaRing, OrthaEvra bant)
  • Sadece progesteron içeren ilaçlar
  • Doğum kontrol hapları
Doğum kontrol hapları en sık olarak kullanılan hormonal korunma yöntemidir. Östrejen ve progesteron içeren bu haplar beyinden salgılanan ve yumurtalıkta yumurtaların olgunlaşmasını sağlayan FSH ve LH hormonlarını baskılayarak etki gösterir.geçmişteki doğum kontrol haplarına göre günümüzdeki ilaçlar hasta sağlığı ve yan etkiler açısından daha düşük doz hormon içermektedir.  Bu nedenle doğum kontrolünde ilaçların etkinliğinin en üst düzeyde olabilmesi için kullanıcı hatasının en düşük düzeyde olması lazımdır.  Bu hapların unutulması veya hasta tarafından kullanılan diğer ilaçlar  ( doğum kontrol haplarının kan düzeyleri ile etkileşime giren ilaçlar) yumurtlama üzerindeki baskılayıcı etkilerini azaltarak gebelik olasılığını artırmaktadır. Doğum kontrol hapına başlamadan önce mutlaka doktorunuz ile görüşerek bir takım testler ve kullanımla ilgili önemli noktalar konusunda bilgi edinmenizde fayda vardır.

19 Eylül 2015 Cumartesi

Anne kanında Fetal DNA testi

Gebelikte ikili test ve diğer tarama testleri günümüzde rutinde her hastaya önerilmektedir. Bu testi yaptırıp yaptırmamak tamamen ailenin kararıdır. İkili test ve diğer testlerde olduğu gibi amaç kromozomal anormalliklerden trizomi 21,18,13 hastalıkları açısından yüksek riskli hastaları belirlemek ve yine isterlerse tamamen kendi kararları doğrultunda hastalık yada anomali tespit edilen gebeliklerini sonlandırmaktır. Gebeliğini sonlandırmak isteyen ailelere tavsiyemiz 22. gebelik haftasına kadar karar vermeleri ve gerekli işlemlerin yapılmasıdır. Önemli olan hastanın ve ailesinin Down sendromlu da olsa gebeliğinin devamı hakkındaki kararıdır. Modern bilgilerin ışığında Down sendromunu belirlemede en değerli test anne kanından fetal hücrelere ait serbest DNA‘nın belirlenmesi ve genetik olarak DNA üzerinde yapılan araştırmadır. Bu test için gerekli cihazlar henüz ülkemizde bulunmadığı için aracı kurumlar vasıtasıyla alınan kan örnekleri cihazların bulunduğu Avrupa, Amerika ve Çin ülkelerine gönderilerek inceleme gerçekleştirilmektedir.
Anne kanında serbest fetal DNA analizi yüksek doğruluk oranına sahip olup tarama testlerinin alternatifidir, fakat günümüzde yüksek maliyet nedeniyle rutin uygulamaya geçilmemiştir.
Kimlere Anne kanında Fetal DNA testi önerilir?
  • Ailelere gerekli bilgi verilerek tarama testi (ikili – üçlü – dörtlü) yüksek riskli olanlar,
  • 35 yaş üstü gebelikler,
  • Ultrasonografide Down sendromu gibi hastalıkları şüphelendiren bulgular varlığında,
  • Daha önceki gebeliğinde Trizomi öyküsü olan gebeler,
  • Robertsonian dengeli translokasyona sahip anne/babanın mevcut gebeliğinde Trizomi21-13 riski yüksek ise önerilir.
İnvaziv girişimlerden amniosentez ve/veya corion villus sampling’e alternatif olarak kullanılabilir. Yine de amniosentez gibi invaziv yöntemler kadar doğruluğa sahip olmadığı için yerini alamamıştır.
Test gebeliğin kaçıncı haftasında yapılır?
Gebeliğin en erken yaklaşık 9. haftasında yapılmaya başlanır. Doğuma kadar herhangi bir haftada yapılabilir. Anne kanında fetal DNA testi yüksek tespit oranına rağmen bir tarama testidir. Tanı koydurucu bir test değildir. Bu nedenle yüksek riskli sonucu olan gebelerin gebeliklerinin devamı hakkında karar verebilmeleri için erken dönemde özellikle 10-12. gebelik haftalarında yaptırmaları daha sağlıklı olacaktır. Gebelik sonlandırılması düşünülen durumlarda sadece bu test sonucu göz önünde bulundurulmamalı, mutlaka test sonucu tanı testleri ile doğrulanmalıdır (amniosentez).
Test sonucu ne kadar zamanda gelir?  
Test ortalama 7-15 gün içerisinde sonuçlanmaktadır.
Bu test ile tüm hastalıklar taranabilinir mi?
Anne kanında fetal DNA testi ile genel olarak Trizomi hastalıkları ve eğer istenirse sex kromozomları (cinsiyet) hakkında bilgi edinilir.  Diğer genetik hastalıklar için daha fazla maliyet ve daha fazla araştırmalara ihtiyaç vardır.
Çoğul gebeliklerde de kullanılabilir mi?
Anne kanında fetal DNA testi ikiz-üçüz gibi çoğul gebeliği olan bayanlarda önerilmemektedir.
Test sonuçları %100 doğru olarak kabul edilir mi?
Sonuç YÜKSEK RİSKLİ veya DÜŞÜK RİSKLİ olarak gelecektir. Test sonucu düşük riskli olarak geldiğinde %100 normal gebelik yada bebeğin kesinlikle normal olduğuna dair kesin bir bilgi verilemeyeceği gibi, yüksek riskli olduğunda da kesin olarak Down sendromu tanısı koyabilmek için yine amniosentez işlemi önerilmektedir.
Anne kanında fetal DNA testinin trizomi 21 yani Down Sendromunu yakalama oranı %99,8 dir. Trizomi 18 yakalama oranı %99,8 ve Trizomi 13 için yakalama oranı %99,9 dur.

Şuan da ülkemizde de uygulanan öncelikle rutin tarama testlerinin yapılması ve yüksek risk grubunda eğer hasta isterse anne kanında fetal DNA analizi ek tarama testi olarak yapılabilmektedir.

22 Aralık 2014 Pazartesi

Vajinismus nedir?? Nedenleri nelerdir?? Belirtileri nedir??

Vajinismus vajinaya gerçek veya düşlenilen giriş denemeleriyle tetiklenmiş istemdışı bir kas kasılmasıdır. Kasılmaya bağlı olarak cinsel birleşme olamamaktadır. Tüm dünya da yaygın olarak görülmekle birlikte ülkemiz de her on kadındandan bir veya iki tanesi bu sorunu yaşamaktadır. Uzun yıllardır kadın doğum uzmanları ile psikiyatri uzmanlarının dikkatini yönelttiği bir konu olup tedavisi kesinlikle mümkün olan bir durumdur.
 
Vajen girişini adeta duvar gibi kapatan bu kasılmalar genellikle partner tarafından gözlenir ve hasta kesinlikle ilişkiye izin vermez.  Bazı hastalarda ise vajen girişinin kasılmasının yanında vücutta bel, sırt, bacak gibi bölgelerde  yaygın kasılmalarda olabilir. Bu kişiler ilişki denemeleri sonrasında günlerce yaygın kas ağrıları hissedebilirler.  Vücutta yaygın olsa da, sadece vajen girişinde olsa da bu kasılmalar kesinlikle istemdışı kasılmalardır. Kadın endişe, korku ve hatta adete bir panik atak benzeri durum nedeniyle bacaklarını kapatır, eşini ittirir ve cinselliği reddeder.
 
Vaginismus hastaları korkuya karşı bir tepki olarak kendilerini kasarak cinselliği yaşayamazlar. Normalde de insan korku karşısında içgüdüsel ve koruma amaçlı kendini kasar. Ağrı beklentisi ile kadının kendini kasması penisin vejene girişini zorlaştırmakta ve gereksiz ağrı hissine neden olmaktadır.
 
Vajinismusa neden olan sebeplerin %10’u fiziksel faktörlere bağlı iken, %90 neden psikolojiktir.fiziksel faktörler arasında özellikle kızlık zarı tipi önemlidir. Kızlık zarı ara bölmeli yada elek şeklinde olanların yanında, zarın yapısal olarak yüksek kenarlı ve kalın duvarlı olmasıda vaginismus nedenleri arasındadır. Ayrıca vajen içinde doğumsal olarak gözlenen septa olması, vajinit, bartolin apsesi, vulvar vestubilit sendromu olması diğer fiziksel nedenler arasında bulunur.  Tüm bu nedenleri saptamak basit bir jinekolojik muayene ile mümkündür.
 
Vajinismus çok büyük olasılıkla bir bilinçaltı problemidir. Geçmişte yaşanan olumsuz cinsel deneyimler ve hastanın bilinçaltına yerleşmiş abartılı korkuları en önemli nedenlerindendir. Psikolojik nedenler arasında;
 
• İlk gece ile ilgili yanlış, abartılı ve eksik bilgiler (ilk gece de çok ağrı, acı olacağı, kanamanın miktarının fazla olacağı konusundaki bilgiler)
• Ebeveynlerde baskıcı tutum olması
• Cinsel ilişkide kilitlenme ve rezil olma duygusu
• Vajinanın dar ve küçük olduğunu düşünmek ve penisin girmesinin imkansız olduğuna inanmak
• Katı ahlak kuralları, aşırı baskıcı toplumda yaşamak vebazı tabular
• Hamile kalma korkusu
• Cinselliğin suç, ayıp, günah ile eşleştirilmesi, katı aile düzeni
• Cinsel travmalar (taciz, tecavüz, ensest, fiziksel şiddet, cinsel istismar, pornografik filmlerden tiksinme, anne-babnın cinsel ilişkisine seyirci olma)
• Kızlık zarını koruma ile ilgili çocukluktan bu yana olan öğretiler
• Aşırı oto kontrolcü olma, korumacı aile düzeni.
 
Daha önce de belirttildiği üzere çoğu zaman altta yatan cinsellik ve cinsel ilişki ile ilgili duyulan kaygılar, korkuların bilinçaltına yerleşmesi ve cinsel birleşmeyi reddetmesidir.  Bilinçaltındaki bu kaygı ve korkuların yenilmesi tedavinin ana prensibidir.
 
Bazı kadınlarda bu nedenlerin hiçbirisi olmasada vajinismus sorunu yaşanabilmektedir. Bazılarına daha önce sorunları yok iken yeni gelişmiş vajinismus durumu olabilir. Doğum, düşük, kürtaj yada hoyratça yapılan jinekolojik muayeneler kadınlar üzerinde son derece etkilidir ve sonradan vajinismusa neden olabilmektedir. Çocukluk çağında yaşanan olumsuz deneyimler ve bizimki gibi toplumlarda genç kızlara kızlık zarının abartılı önemi konusundaki öğretiler bu duruma yol açmaktadır.
 
Vajinismus özelikle yüksek sosyo-ekonomik düzeyi olan, çocuksu, aileye bağımlı ve gelişimini tamamlayamamış genç kızlarda daha sık görülmektedir. Korku, özellikle genç kızların zihinlerinde büyüttüğü büyük bir penis ile vajinal yırtılmaların olacağı ve çok acı çekeceği üzerine kurulu bir korkudur. Bazıları ise vajinalarının çok küçük olduğu ve bu yüzden ilişkiye giremediklerini düşünürler. Bu kavram yanlıştır. Çünkü vajen oldukça esnek bir yapıdadır.
 
Aileleri tarafından cinsellik konusunda bilgilendirilmeyen, hatta cinsellliğin kötü bir şey olduğu ve kızlık zarının mutlak korunulması gereken bir yapı olduğu öğretilen genç kızların ilerki hayatlarında cinsel bozukluk yaşamaları oldukça yüksektir.
 
Vajinismusun belirtileri
 
Vajinismus hastaları aylar, yıllar süren evlilklerine rağmen bakireliklerini hala koruyan hastalardır. Cinsel birleşme sırasında çok acı çekecekleri, çok kanaması olacak hissi, vajinasının yırtılacak düşüncesi ve hatta ölüm korkusu gibi hislere kapılarak kendini koruma içgüdüsü ile kontrolsüz olarak kasılırlar. Vajinismus belirtileri arasında sadece cinsel ilişkiye girememe ve ilişki sırasında kasılma olması yoktur. Çok daha yaygın belirtilerde olabilir. Bunlar arasında;
 
• Jinekolojik muayene olamama
• Vajinaya fitil yerleştimeme
• Vajinal tampon kullanamama
• Vajen içine parmak sokamama, genital bölgeye ayna ile bakamama
• Cinsel ilişkinin ağrılı bir şekilde gerçekleşmesi kişide kasılmalara neden olacaktır.
 
Vajinismus tedavisi inişli çıkışlı bir yola benzer, sabır gerektirir. Güven duygusunun egemenliğinde bilişsel ve davranışsal terapiler uygulanmaktadır. Önemli olan hasta ve eşinin tedaviye karar vermesi ve devamlılığıdır.
 

2 Haziran 2014 Pazartesi

Siz hala yaptırmadınızmı!!!!!!

Tüm dünya da kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanser serviks kanseri yani rahimağzı kanseridir. Gelişmiş ülkelerde görülme sıklığı gittikçe azalmaktadır. Nedeni ise tarama programlarının düzenli yapılması ve kansere karşı koruyucu önlemlerin alınması kadınların bu konuda bilinçlenmesidir.

Serviks kanser taraması günümüzde smear testi ile yapılmaktadır. Serviks kanseri tespit edilmiş hastaların şimdiye kadar hiç tarama yaptırmadığı ya da düzensiz sık olmayan aralıklarla tarama yaptırdığı tespit edilmiştir. Serviks kanseri erken dönem de tespit edildiğinde tedavisi mümkün olmakla birlikte, geç dönemde teşhis edildiğinde maalesef tedavi başarısı düşük kalmaktadır. Smear testi ile tarama bu nedenle son derece önemlidir.

Rahimağzı kanserine yol açan nedenler;

Erken yaşta cinsel ilişki
Kadının ya da eşinin birçok cinsel partnerinin olması yani çok eşlilik
HPV
Herpes simplex virus tip 2
Kötü hijyen, düşük sosyoekonomik seviye
Sigara
Oral kontraseptifler
Siyah ırk, vitamin C, beta karoten ve folat eksikliği.

HPV bugün artık rahimağzı kanserlerinin önemli bir nedenidir. HPV (Human Papilloma Virus)'ün yaklaşık 80 den fazla tipi olmakla birlikte bazı tipleri yüksek onkojenik özellikte olup kansere neden olmaktadır. Rahimağzı kanseri ve kanser öncüsü lezyonların oluşumun da özellikle yüksek riskli HPV tipleri neden olarak tespit edilmiştir. HPV yüksek riskli tipler sadece rahimağzı kanserine değil, aynı zamanda vulva, vajen, anal ve penis kanserine de neden olmaktadır.

Günümüzde HPV aşıları Serviks kanseri ve diğer nadir görülen kanserlerin önlenmesinde geliştirilmiş aşılar olarak piyasada bulunmaktadır. HPV aşıları kansere karşı geliştirilmiş aşı değildir ama kanser oluşumuna neden olan HPV'den korunmak için geliştirilmiş ve dolaylı yoldan kanserden koruyucu bir aşıdır.

İki tip HPV aşısı bulunmaktadır. Bivalan aşı özellikle Serviks kanserlerinde en çok tespit edilen HPV tip 16 ve 18'e karşı geliştirilmiş, Quadrivalan aşı ise HPV tip 16, 18 yanında Genital siğillere neden olan HPV tip 6 ve 11'e karşı koruyucu etki oluşturmak amacı ile geliştirilmiştir. Aşılar ve etkileri ile ilgili, daha fazla tipi içermesi açısından çalışmalar devam etmektedir.

Aşı özellikle ilk cinsel deneyimi başlamamış 9-26 yaş grubunda ki kişilere yönelik olarak diye belirtilse de bu konuda üst yaş sınırı esnetilmiş 40-45 yaşa kadar cinsel deneyime bakılmaksızın uygulanmaktadır. Sadece kadınlar değil erkeklerde aşılama programına dahil edilebilmektedir.
HPV aşısı gelişmiş ülkelerdeki kadınlar tarafından tercih edilen bir aşıdır. Ülkemizdeki kadınlarımızın da bu konuda bilgi sahibi olmaları ve aşılama programı ile kendilerini HPV'ye karşı korunmaları isteğindeyiz. Jinekoloğunuz ile bu konuda mutlaka görüşme talep ediniz...

27 Mayıs 2014 Salı

Smear Testi hakkında bilmek istedikleriniz...

Smear testi (pap testi-pap smear-CVS) yada halka arasında “simir testi” olarakta bilinen test, kadınların korkulu rüyası rahimağzı kanserleri açısından bir tarama testidir. Tarama testleri tanı koydurmaz, tanı testleri yapılacak hastaları belirler. Smear testi de rahimağzı kanseri ve yıllar içinde kansere dönüşecek hücresel değişiklikleri tespit etmek ve gerekli tedavilerin uygulanması  için yapılır.
 
Smear kelime anlamı olarak yayma, sürüntü anlamına gelmektedir.Vücudumuzda hücreler sürekli yenilenmektedir. Bu yenilenme sırasında dökülen hücrelerden elde edilen sürüntülerin (smear) sitolojik olarak incelenmesi işlemidir. İlk olarak 1940 yılında  yunanlı bilim adamı George Papanicolaou tarafından uygulanmıştır ve onun adına itafen “PAP “testi olarakta bilinir.
 
Smear testi nasıl yapılır? Ağrılı mıdır?
 
Smear testi jinekolojik muayenenin bir parçası haline gelmiştir. Kesinlike ağrılı bir işlem değildir. Jinekolojik muayene sırasında spekulum ile rahim ağzı gözlendikten sonra özel bir çubuk (smear fırçası, spatul, brush) ile rahimağzından sürüntü alınır. Alınan sürüntü bir lam üzerine yayılır ve saç spreyi veya alkol ile fikse edilir. “ince yayma” olarak bilinen bu yöntemde hazırlanan materyal  patoloji bölümüne gönderilir ve incelenir. Bu yöntem eskiden daha sık yapılmakla birlikte günümüzde birçok hastane ve klinikte artık sıvı bazlı yöntem kullanılmaktadır. Rahimağzından smear fırçası ile alınan sürüntü özel sıvı dolu kaplara konularak patolojik incelemeye gönderilir. İşlem genelllikle 1-2 dakika gibi kısa sürede yapılır.
 
Smear testi yapılırken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir??
 
Smear testinin doğru olarak değerlendirilmesi için hastanın son 24 saat içinde cinsel ilişkide bulunmamış olması gerekmektedir. Ayrıca son 72 saat içinde vajinal fitil, krem gibi tedaviler ile vajinal duş yapılmamış olması gerekir.
Adet kanamasının olduğu dönemde smear almak uygun değildir. Smear testi genellikle adet kanaması bitiminden 10 gün sonra bir dahaki adet kanamasına  kadar geçen sürede almak en doğrusudur. Kanamalı iken hekimin uygun görmesi durumunda alınabilir.
 
Hamilelik döneminde smear testi yapılabilirmi??
 
Genellikle biz hekimlerin istediği planlı gebelik ve bu planlama öncesi tüm rutin kontroller içinde smear testininde yapılmış olmasıdır. Her zaman bu mümkün olmadığı için yakın zamanda yapılmış smear testi yok ise hamileliğin ilk üç ayı içerisinde smear testi yapılabilir. Hamileleik döneminde yapılmasının hiçbir zararı yoktur.
 
Smear testinin önemi nedir??
 
Smear testi rahimağzı kanserleri yada tıbbi adı ile serviks kanserlerinin taramasında kullanılan bir yöntemdir. Tüm dünyada kadınlarda üreme sistemi ile ilgili en sık görülen kanserler içinde rahimağzı kanseri (serviks kanseri) meme kanserinden sonra gelmektedir. Tarama testleri içerisinde meme kanseri taramasında mamografi, rahimağzı kanserlerinde smear testi güvenilirliğini kanıtlamıştır. Bir tek hücrenin anormalliği ile gelişen rahimağzı kanseri yıllar içinde gelişmektedir. Normallikten anormalliğe dönüşüm içerisinde hücresel değişiklikleri yakalamak smear testindeki ana amaçtır. Bu sayede kanser oluşmadan tedavi sağlanmış olur. Yani smear testi hayat kurtarıcıdır. Smear testi  ile 1950’den yana rahimağzı kanser sıklığında  %79 azalma olduğu tespit edilmiştir.
Hücresel değişiklikler dışında smear testi ile rahimağzındaki enfeksiyonlar hakkında da bilgi sahibi olunabilir ve buna bağlı tedavi düzenlenebilir. Ayrıca  hormonal durum ve bunun rahimağzına etkisi hakkında bilgi sahibi olunur.
 
Smear testi kimlere, ne sıklıkla yapılmalıdır??
 
Serviks kanseri taraması ile kanser  tam oluşmadan hücresel değişiklik aşamasında iken tespit edilmesi ve hastalığın ilerleyip yayılmadan önlenmesi nedeniyle tüm kadınların taranması gerekmektedir.
Amerikan Kanser Derneği (ACS) ve Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Birliği’nin (ACOG) hazırladıkları tarama klavuzlarına göre;
 
İlk tarama:                                       21 yaşında veya cinsel ilişki başlangıcından 3 yıl sonra
Kontrol aralığı:                                Her sene ya geleneksel  ya da sıvı bazlı smear (Pap) testi
                                                           Birbirini takip eden üç testin de normal bulunduğu 30 yaş üstü kadınlarda
                                                           2- 3 senede bir
Taramanın durdurulduğu sınır: Son 10 yıl içinde birbirini takip eden üç testinde normal bulunduğu 70 yaşındaki kadınlar (ACS klavuzunda geçen ) (ACOG klavuzuna göre ise üst sınır yoktur).
 
Rahimağzı kanserinin smear testi ile tarama programı ile ilgili araştırmalar yapılırken tarama programına alınan hastalar yüksek riskli ve düşük riskli olmak üzere ayırılmış. Araştırmalara göre yüksek risk grubundaki hastalar serviks kanseri için aday hastalardır.
 
Yüksek risk grubunda
 
• Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu olanlar
• Herpes Simplex Virus (HSV tip 2) enfeksiyonu olanlar
• Sigara içen bayanlar
• Cinsel yolla bulaşan hastalıkları olanlar
• Erken yaşta cinselliğe başlayanlar
• Kendisi ya da eşi çok eşli olan kadınlar
• Kötü hijyen
• Doğum kontrol hapı kullananlar
• Sosyoekonomik seviyesi düşük olan kadınlar yer almaktadır.

Risk faktörleri arasında özllikle HPV en önemli etkendir. Serviks kanseri tespit edilmiş hastaların %90 ve üzerinde HPV pozitifliği görülmüştür.  HPV aşısı özellikle HPV enfeksiyonlarından korunmada geliştirilmiş önemli bir aşıdır. Doğum kontrol hapı kullanımı ile rahimağzı kanserleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmesede suçlanan nedenler arasında yer almıştır.
 
Sonuçlar nasıl değerlendirilir??
 
Rahimağzından alınan sürüntülerin sitolojik  incelemesi ile elde edilen sonuçlar farklı ekollere göre değerlendirilir. İlk olarak yapılan Papanicolaou sınıflamasıdır. Buna göre;
 
• Sınıf I: normal
• Sınıf II:Atipik İnflamasyon (iltihap)
• Sınıf III:Displastik hücreler (şüpheli hücreler-hafif, orta, ağır)
• Sınıf IV: Karsinoma insitu
• Sınıf V: Kanser

Bu sınıflama daha sonraki yıllarda Dünya Sağlık Örgütü ve Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından değiştirilmiş, servikal sitolojik tarama için yeni bir sistem geliştirmiştir. Bethesta sistemi olarak adlandırılan bu sistemde sonuçlar şu şekilde değerlendirilir;
 
• Yeterlilik ( yeterli - yetersiz)
• Tanımlama
1. Normal – İntraepitelyal lezyon ve malignite açısından negatif
2. Epitelyal – glandüler hücre anomalisi
3. Diğer
 
Epitelyal hücre anomalisi olan hastalarda anormalliklerin sınıflaması;
 
• ASCUS—önemi bilinmeyen atipik hücreler
• ASC-H—önemi bilinmeyen yüksek dereceli  atipik hücreler
• LSIL -- düşük dereceli lezyon
• HSIL – yüksek dereceli lezyon
 
Glandüler hücre anomalisi sınıflaması;
 
• AGUS – atipik glandüler hücreler
• Adenokarsinom
 
Smear testinde anormallik olduğunda tanımlama “servikal intraepitelyal neoplazi ” yani CIN’dir . CIN I  hafif  displaziyi yani LSIL’a, CIN 2 ve 3 ise şiddetli displaziye HSIL’a eşittir.
 
Smear testi sonucu normal dışında gelen hastaların mutlaka hekimleri ile sonuçlarını değerlendirmeleri, hekimlerinin önerileri doğrultusunda gerekli tarama ve tanı programına alınması gereklidir. Epitelyal ve/veya glandüler hücre anomalisi tespit edilen hastalarda mutlaka HPV tiplendirmesi yapılmalı ve hastanın kliniği ve hücre anormalliğinin tipine göre bir sonraki adım kolposkopi dediğimiz ileri tanı yönteminedir.

Smear testi ne kadar güvenlidir??
 
Rahimağzı  ile ilgili patolojilerde tarama amacı ile yapılan sitolojik incelemeler en iyi incelemelerde bile %20 yanlış negatif sonuç veriri. Bunun  anlamı smear sitoltojik olarak kötü olmasına rağmen %20 oranında normalmiş gibi sonuçlanır. Yanlış sonuçlandırma ise smear alınış şeklinin yanlışlığından patoloğun deneyimine kadar birçok faktör nedeniyle olur.
Kadınlarımıza önerim jinekolojik muayenelerini mutlaka yaptırmaları ve smear testini, sonuçlarını hekimleri ile görüşmeleri, bu konuda bilgi sahibi olmalarıdır. Unutmayalım ki en önemlisi smear testinin hayat kurtarıcı olmasıdır.
 
 

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Gebelikte yapılan ultrasonografi zararlımıdır???

Ultrasonografi gebe hastaların değerlendirilmesinde yaklaşık 40 yıldır kullanılmaktadır. İlk başlarda bu yöntem ile temel bazı soruların cevaplarını araştırmaktaydı:

• Gebelik var mı?
• Bebek canlı mı?
• İkiz mi yoksa tekil gebelik mi?
• Plasenta (eş) yerleşimi nerededir?
• Gebelik yaşı nedir?
 
Bugün ise ultrason görüntülemede teknolojik gelişmeler, yüksek frekanslı probların kullanımı ve erken gebelikte kromozomal tarama potansiyeli (ense kalınlığı gibi) gebe hastalarda ultrasonografik görüntülemeye olan ilgi artmış, gebelik takibininin vazgeçilmezi olmuştur.
 
Ultrasonografi temel olarak ana gövde, prob (transuder), monitor, kamera ve printer (yazıcı) gibi parçalardan oluşur. Çalışma prensibi ise; kulağın duyamayacağı yüksek frekanslı ses dalgalarının hasta üzerine konulan problar aracılığıyla doku ve organlara gönderilmesi ve yine bu doku ve organlardan yansıyan dalgaların prob yolu ile alınarak monitörde izlenmesine dayanır.
Özellikle bilgisayar ve endüstriyel alandaki gelişmeler ile son zamanlarda üretilen yeni teknoloji 4 boyutlu ultrasonografi (4D) ile çığır açılarak görüntü kalitesi son derece yükseltilmiştir, dört boyutlu görüntü elde edilir hale gelmiştir.
 
Ultrason ile karından (transabdominal), vajinal (transvaginal) ve rektal yoldan uygulanacak problar ile görüntü elde edilebilir.  Gebelikte daha çok transabdominal prob ve gebeliğin erken döneminde transvajinal prob kullanılmaktadır. Jinekolojik  nedenlerle karından ultrason yapılırken görüntü kalitesi açısından idrar torbasının dolu olması gerekmektedir. Vajinal prob kullanımında ise görüntü netliği daha iyi olmakta ve idrar torbası doluluğuna gerek duyulmamaktadır.
 
Ultrasonografi gebelikte, deneyimli kadın doğumcular ve radyologlar tarafından uygulanmaktadır.
 
Temel değerlendirme yaparken gebelerde bakılması gereken parametreler;
• Bebek sayısı
• Bebeğin geliş şekli
• Bebeğin duruş şekli
• Gebelik yaşı
• Plasentanın (eş) yeri
• Amnion sıvısı
• Bebekte gözle görülür antomik yapısı
• Annenin pelvik bölge kitlelerinin tanısını koymak ve değerlendirmek.
 
Ultrasonografinin günümüzde 3 türü bulunmaktadır:
 
• 2 D ultrasound ( iki boyutlu): Sadece en ve uzunluk boyutları olup derinlik boyutu olmayan  bir monitor üzerinde görüntü sağlayan ultrasonografidir.
• 3 D ultrasound (üç boyutlu): 2 D ultrasonografi ile elde edilen görüntüye derinlik katılması ve üç boyutlu görüntü elde edilmesini sağlar fakat görüntü anında üç boyutlu hale gelmez. Bunun için 10-15 dakika gibi bir süre geçmesi gereklidir.
• 4 D ultrasound (dört boyutlu): En, uzunluk ve derinlik gibi boyutları ölçüp, anında görüntü veren son teknoloji ürünlerdir. Bu sayede bebeğin gülmesi, esnemesi, ağzını açıp kapaması, parmak emmesi gibi hareketleri eş zamanlı (real time) görüntülenebilmektedir.
 
4 D ultrasonografi ile bebeğin cinsiyeti erken dönemde tespit edilebilmekte (pozisyona bağlı olarak), bazı anomaliler; yarık damak- dudak, spina bifida, ekstremite anomalileri daha erken ve kolay olarak tespit edilebilmektedir. Anne ve babaların doğacak bebeklerinin eli, ayağı, yüzü, burnu hatta  kime benzediği gibi yorumlar yapmasına imkan sağlamaktadır. Fotoğraf görüntüleri güzel anılar olarak saklanabilmektedir. Anne ile bebeği arasındaki duygusal bağ dört boyutlu ultrason ile güçlenmektedir. Ancak unutulmaması gereken nokta 4 D ultrason hiçbir zaman 2 D ultrasonun yerine geçemeyeceğidir. Çünkü 2 boyutlu ultrason iç organ görüntülemede yeterlidir. 4 boyutlu ultrason ile her zaman net görüntü almak mümkün olmayabilir. Özellikle bebeğin pozisyonu ve amnion sıvısının azlığı görüntü kalitesini bozabilmektedir.
 
4 D ultrason gebeliğin  4. ayının bitiminden itibaren yapılabilir. Güvenliği konusunda ultrason ilk çıktığı günden bu yana soru işaretleri olmuştur. Yapılan çalışmalar ultrasonun herhangi bir zararı olmadığı konusunda yeterli bilgi sağlamıştır.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Gebelik testi - b-HCG ile ilgili merak ettikleriniz!!!

HCG, tıp dilinde "humon coryonik gonadotropin", gebeliğin erken dönemlerinden itibaren kanda ve idrar da tespit edilmesi ile gebeliğin teyit edilmesinde kullanılan bir hormondur. Gebeliğin ilk zamanlarında önce kanda yükselir daha sonra idrarda yükselerek idrar testlerinin pozitif olmasını sağlar. Yapı olarak "alfa" ve "beta"  olmak üzere iki alttipi vardır. Alfa alt tipi yapı olarak vücudumuzda salgılanan diğer hormonlardan TSH ve LH hormonları ile aynı yapıya sahiptir. Beta alt tipi ise tamamen kendine özgüdür. Bu nedenle gebelik sürecinde beta alt tipinin ölçümü yapılmaktadır.
 
Beta-HCG hormonu yumurtalıklardan atılan yumurta hücresi ile erkeğin sperm hücresinin birleşmesinden meydana gelen zigotun oluşumu ile salgılanmaya başlamaktadır. Zigot, bölünerek çoğalan hücre kitlesi şeklinde kadının tüplerinden rahim içine doğru yer değiştirir. Rahim iç duvarında yuvalandıktan sonra gebelik kesesi içerisinde daha sonra plasenta ya da eş oluşumunu sağlayan, gebelik kesesini çevreleyen  "trofoblast " olarak isimlendirilen hücreler tarafından HCG hormon salınımı olur. Bu hücreler gebeliğin ilerleyen zamanlarında "plasenta" ya da halk arasında "eş" olarak isimlendirilen yapının oluşumunu sağlar. Plasenta anne ile bebek arasındaki besin-oksijen-karbondioksit alışverişinde primer organdır. Aynı zamanda gebeliğin devamı için gerekli hormon sentezinde de görev alır.
 
Görevi:
 
Gebeliğin devamı için gerekli en önemli hormon Progesteron hormonudur. İlk üç ayda progesteron salgısı yumurtalıkta yumurtanın atılmasından sonra oluşan "korpus luteum" denilen yapıdan salgılanır. HCG hormonunun gebelikte son derece önemli bir görevi vardır; korpus luteumdan progesteron hormon salgılanmasını sağlar. Plasenta oluşumu tamamlandıktan sonra yani yaklaşık 10-12 haftalardan itibaren korpus luteum geriler ve progestereon artık bebeğin eşinden salgılanmaya başlar. Bu süreçte HCG hormon seviyeleri eskisi kadar yükselmez, bir miktar düşer ve aynı seviyelerde gebeliğin sonuna kadar kalır.
 
Düzeyi:
 
Döllenme oluştuktan 8-9 gün sonra kanda tespit edilebilen HCG hormonu gebeliğin 9-10. haftalarına kadar düzenli bir artış gösterir. İki günde bir yaklaşık iki katına ( en az %66 artış) çıkar. Daha sonraki süreçte plasenta gelişimini tamamlamış ve gerekli hormon sentezini üstlendiği için HCG seviyeleri 9-10. haftalardan itibaren bir miktar düşer ve sonrasında sabit kalır.
 
HCG hormonu kan seviyesi laboratuardan laboratuara farklılık göstermekle birlikte 5-10 IU/ml değerlerinin üstüne çıktığında gebelik pozitif olarak kabul edilir. Dahan önce de  belirttiğimiz gibi yapı olarak benzer olduğu başka hormonlar nedeniyle 5 IU'ye kadar üretiliyormuş gibi görülebilir. Bunun yanıltıcılığı nedeniyle bazı labotaruarlar 5 U/ml en alt kabul ederken bazıları 10 IU/ml'yi sınır kabul etmektedir. Maksimum olarak 100 000 IU/ml seviyelerini görmektedir.
 
HCG hormonu gebelikte görülen bulantı ve kusmanın nedeni olarak suçlanmaktadır. Özellikle gebeliğin erken dönemlerinde daha az görülen, HCG'nin maksimum düzeylerine çıktığında bulantı ve kusmanında artması bu olasılığı güçlendirmektedir. HCG hormon sentezinin daha fazla olduğu çoğul gebelikler ve molar gebelikte (üzüm gebeliği) bulantı ve kusmalar tekiz gebeliklere göre daha fazla olmaktadır.
 
Anormal artış gösteren HCG...
 
HCG hormon seviyeleri normal tekiz gebeliklerde iki gün de bir iki katına ya da en az %66 artış gösterirken bazen bu artış düzenli olmamaktadır. Bu durumda seri HCG ölçümleri yapılarak gebeliğin gidişatı hakkında bilgi edineniliriz. Sık karşılaşılan durum henüz adet gecikmesi birkaç günlük iken gebeliğin tespit edilmesi ve ultrasonografi ile daha bir gebelik görülmesi söz konusu değil iken kan HCG düzeylerinin gerilemesi yani düşmesidir. "Biokimyasal gebelik " olarakta bilinen bu durumla kadınlar çok sık karşılaşmaktadır. Gebeliklerin neredeyse %50'si bu şekilde sonlanmaktadır. Daha doğrusu cinsel aktif kadınların gecikmeli olarak gördükleri adetlerinin birçoğunda biokimyasal gebelik yaşadığı çalışmalarla gösterilmiştir.
 
Dış gebelik anormal artış gösteren HCG değerlerinin diğer nedenidir. Dış gebelik gebelik ürününün rahim dışında yerleşmesi ile oluşan durumdur.
 
Molar gebelik, diğer adı mol hidatiform ya da halk arasında üzüm gebeliği olarak bilinen gestasyonel trofoblastik hastalıkların bir türü olan bu durumda da HCG seviyeleri, normal gebeliğe göre daha fazla ve düzensiz artış ile kendini gösterir. Bu hastalık bebeği, plasenta ve zarlarını oluşturan hücrelerin anormal şekilde bölünmesine bağlı olarak meydana gelir. Kanserleşen tipleri olduğu gibi komplet mol ve parsiyel mol olmak üzere iyi huylu iki tipide bulunmaktadır. Komplet molde plasentayı oluşturan hücrelerde anormal artış ve bu hücrelerde ödem, şişlik nedeniyle üzüm benzeri şekilde ultrasonda tipik bir görüntü oluşturur. Buna kar yağdı manzarası denilmektedir. Ultrasonografik incelemede fetüs görünümü olmaz. Hastalar genellikle adet gecikmesi ve beraberinde gebelik testinin pozifleşmesi ile rutin kontrole geldiklerinde tanı alırlar ya da kanama olması üzerine yapılan küretaj işleminin patolojik incelemesi sonucunda tanı alır. İyi huylu diğer tip ise parsiyel molde kromozom yapısı bozuk fetüs ile birlikte yine şişmiş, ödemli plasenta görünümü vardır. Her iki durumda da gebelik devam ettirilemez sonlandırılması gerekir. Tedavi de vakum küretaj yöntemi kullanılır ama kanama riski nedeniyle hastane ortamında yapılması gerekli ve istenildiği takdirde kan, transfüzyon için hazır edilmelidir. Hastaların takiplerde HCG değerleri sıfır olana kadar bakılması gerekir. Üzüm gebeliği yaşayan kadınların kesinlikle 1 yıl korunması gerekmektedir. Gestasyonel trofoblastik hastalıkların diğer tipleri kanseröz gelişim göstermektedir. Tedavi bu durumda çok daha farklı olmaktadır
 
Yine yumurtalık kanserlerinin bazı tiplerinde ve mesane kanseri gibi kanserlerde de hasta gebe olmadığı halde gebelik testi değerleri anormal olarak pozitif olabilmektedir.
 
Çoğul gebelikler de  plasenta hacim olarak daha fazla olduğu için salgılanan HCG düzeyi de daha fazla olmaktadır.
 
Gebelik testi...
 
Adet gecikmesi yaşayan her kadının aklına öncelikle gebelik gelmelidir ve mutlaka gebelik testi yapmalıdır. Adet gecikmesi her zaman gebelik anlamına gelmez ama eğer düzenli korunma yöntemi kullanmıyorsanız mide-bulantısı, kusma, göğüslerde hassasiyet, halsizlik, uyku hali, kasık ağrıları, karında şişlik gibi bulgularınız varsa gebe olma ihtimali oldukça yüksektir. Bu durumda mutlaka doktorunuzdan randevu alın ve muayene olun. Gebeliğin kesin bulgusu ultrason ile bebeğin gözlenmesi ve kalp atışlarının duyulmasıdır. Gebelik testi ile çok nadiren de olsa yanıltıcı olabilmekte ya da yukarıda anlatıldığı gibi anormal gebelikler nedeniyle de pozitif olmaktadır.
 
Gebelik testleri iki türlüdür: kan testi ve idrar testi
 
Kan testi beklenilen adet tarihinizdeki gecikme ile birlikte pozitifleşir. Tahmini olarak beklenilen adet tarihindeki kan HCG değeri 100 IU/ml kadardır. Normal gelişen gebeliklerde iki günde bir iki kat artarak sentezine devam edilir. İdrar testleri ise kan HCG seviyeleri artıkça ortalama 1 hf sonra ancak pozitifleşmeye başlar. Eczanelerde satılan bu testler kullanım kolaylığı nedeniyle  sık başvurulan testlerdir.  Hastalara önerim aldıkları testleri prospektüslerini dikkatlice okumaları, son kullanma tarihine dikkat etmeleri ve doğru bir şekilde yapmaları. Gebelik beklentisi olan bayanlarda negatif sonuçlar hüsran yaratabilmektedir. Erken dönem de yapılan test ile negatif sonuçlar alınsa bile adet gecikmeniz devam ettiği sürece doktorunuza başvurarak kan gebelik testi yaptırabilir, sonucu teyit edebilirsiniz.